LOGO

Bal Hakkında

Bal, bitkilerin nektarının ya da canlı kısımlarının salgılarının veya canlı kısımlarının üzerinde beslenen bazı böceklerin salgılarının, bal arıları tarafından toplanarak, kendine özgü özellikli maddelerle karıştırılıp, dehidre edilip, olgunlaşması için peteğe bırakılan, doğal tatlı bir maddedir. Arıların yararlandığı bitki kaynağına göre bal, salgı balı ve çiçek balı olmak üzere ikiye ayrılır. Balın kimyasal kompozisyonu bitki kaynağına bağlıdır ve bu nedenle nektar ve salgı ballarının içeriği birbirinden farklıdır.

Çiçek Balı

Çiçek balı, bal arısının bitkilerin çiçeklerinde bulunan nektaryumlardan topladığı nektarın, vücutlarındaki bezlerden salgılanan maddelerle karıştırarak zenginleştirmesi ve peteklerde olgunlaştırması sonucu elde edilir.
Nektar, bal arılarının karbonhidrat ihtiyacını karşılamaktadır. Bal arıları nektarı dilleri ile toplayıp bal mideleri ile kovana taşıyarak petek gözlerine depolarlar. 

Nektar, bazı eğreltiotları, gymnospermlerde ve pek çok angiospermde özelleşmiş salgı bezleri olan nektaryumlar tarafından salgılanmaktadır. Nektaryumlar bitkide bulunduğu konum itibari ile floral ve ekstra floral olmak üzere iki çeşittir. Angiospermlerin floral nektaryumları, çiçeğin iç bazalinin yanında bulunmaktadır ve genellikle sadece floem ile bağlantılıdır. 
Türkiye’de üretilen balların büyük bir kısmı çiçek kaynaklı ballardır. Bu ballar, düşük kül, mineral madde, sukroz ve yüksek oranda invert şekerler içermektedir.

Salgı Balı

Salgı balı, bal arılarının bitkiler üzerinde yaşayan bazı böceklerin salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü salgılarla karıştırarak değişikliğe uğratıp, petek gözlerine depoladıkları maddedir.

Bir salgı balı çeşidi olan çam balı, Homoptera familyasına ait Marchalina hellenica’nın Pinus brutia Ten ve Pinus halephensis Miller türleri üzerindeki balçiği sekresyonununun bal arıları tarafından kovana taşınması ile üretilmektedir. Bu bal çeşidinin büyük bölümü Türkiye’de üretilmektedir. 

Melezitoz, floem sıvılarındaki sakkarozun, aphidlerin sindirim enzimleri ile etkileşimi sonucu oluşmaktadır. Bu nedenle, melezitoz varlığı salgı ballarının karakteristik özelliğidir. 

Thrasyvoulou and Bladenopoulou (1984), çam balının mineral madde bakımından yüksek değere sahip olması nedeniyle, besleyici özelliğinin çok olduğunu belirtmiştir. Bitki özsuları, Marchalina hellenica midesinde sindirilmez, böceğin yapısında bulunan özel filtre odalarından geçer, salgılarla zenginleştirilerek balçiği olarak salgılanır.
Çam balı, zamanla iyi kaliteli bal olarak kabul görmüştür. Keskin bir tadı ve aroması yoktur, kristalleşme olmaz. Koyu kıvamlı, kolayca saklanabilir ve çevre kirliliğinden uzakta çam ormanlarında üretilmektedir. Çam ballarının, çiçek ballarına göre asitliğinin düşük olması nedeni ile asidik ortamda oluşan HMF’nin ortaya çıkma oranının düşük olmasından, ısıtılmaya karşı hassas değildir.

Salgı balı, koyu rengiyle ve yüksek değerlerde seyreden pH, kül miktarı ve elektriksel iletkenliği ile karakterize edilir. 
Lachman et al. (2007) alüminyum (Al), bor (B), magnezyum (Mg), manganez (Mn), nikel (Ni) ve çinko (Zn)’nun salgı ballarında nektar ballarından daha yüksek konsantrasyonlarda, bakırın (Cu) her iki balda da aynı oranda, kalsiyumun (Ca) ise nektar ballarında, salgı ballarından daha yüksek oranda bulunduğunu tespit etmişlerdir.

Balın Kalitesinin Tespitinde Yapılması Gereken Analizler

Bitki kaynağına, üretim ve pazarlama metotlarına göre değişik şekil ve görünüşte olan balların kaliteleri arasında da farklar mevcuttur. Bal kalitesinin belirlenmesi yalnızca tek bir parametre ile değil, birçok parametrenin incelenmesi ile gerçekleşmektedir.

Balın kalitesinin belirlenmesinde balın, melitopalinolojik, fiziksel, kimyasal ve organoleptik analizlerinin mutlaka birlikte yapılması gereklidir. 

Melitopalinolojik Analizler

Melitopalinoloji (balın mikroskobik analizi), organoleptik analizlerle birlikte son bin yıldır balın botanik ve coğrafik orjininin belirlenmesinde kullanılmaktadır. Polen analizi, balın, fermantasyonu, tağşişi, nişasta tanesi içerip içermediği ve mineral tozlar gibi kontaminasyonla bala bulaşan ve balda bulunmaması gereken mikroskobik partiküller hakkında önemli bilgiler vermektedir.
Balın melitopalinolojik analizi, bala kaynak olan nektarlı bitkilerin kökeni, coğrafik orijini ve balın kalitesi hakkında bilgi veren etkin bir yöntemdir. Balda polen analizi ilk defa 1845 yılında Pfister tarafından yapılmıştır ve bu yöntem yurt dışında balın kalitesini belirlemede uzun yıllardır kullanılmaktadır. Türk araştırmacılar tarafından balda polen analizi ilk defa, 1976–1981 yılları arasında Sorkun ve İnceoğlu (1984), tarafından yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda ülkemiz ballarının mikroskobik analizlerinin incelenmesi bu konuya eş değer dünya literatürlerine paralel olarak devam etmiştir. 

Fiziksel ve Kimyasal Analizler

Balın fiziksel ve kimyasal özelliklerindeki farklılıklar bitki kaynağına, içeriğini oluşturan nektar ve poleninin rengine, tadına, nemine, protein ve şeker içeriğine dayanmaktadır.

Balın fiziksel, kimyasal özellikleri üzerine yapılan çalışmalar konunun önemi nedeniyle ülkemizde ve diğer dünya ülkelerinde çok fazla literatür içermektedir.

Balın Fiziksel İçeriği

Balın Tadı ve Aroması

Balın kompozisyonu ve tadı, nektar kaynağına, iklime, arıcının işleme sürecinde kullandığı yönteme bağlı olarak farklılık göstermektedir. Maeda et al. (1962), balın tadının prolin miktarı, şeker ve glukonik asit miktarına bağlı olduğunu bildirmiştir. Balda bulunan uçucu ve yarı uçucu (volatile) organik bileşenler aroma/koku kalitesini büyük oranda etkilemektedir. 

Balın Rengi

Balın rengi, açık renkten koyu ambere hatta siyaha doğru çeşitlilik göstermektedir. Balın rengini etkileyen bileşenler, karoten, ksantofil, antosiyanin gibi değişik bitki pigmentleridir. Balın renginin floral kaynak, endüstriyel işleme metotları, sıcaklık ve depolama süresine bağlı olarak değiştiğini gösteren pek çok çalışma yapılmıştır. Polen taneleri (morfolojisi ve rengi) balın rengini belirlemede etkili olabilmektedir. Koyu renkli balların mineral madde içeriği açık renkli ballara göre daha yüksektir. Koyu renkli balların fenolik asit türevlerini içerme oranı yüksektir ve daha fazla miktarda flavanoid içermektedir. 

Balın Vizkositesi

Balın viskozitesi, kovandan çıkarılmasından başlayarak, süzülmesi, diğer ballarla karıştırılması, işlenmesi ve paketlenmesi sürecine kadar bal üretiminin her aşamasında önemlidir. Genellikle, balın vizkositesi, su miktarı arttıkça azalmaktadır. Balın viskozitesi, sıcaklık, nem ve botanik orjinine bağlı olarak değişmekte ve düşük nem oranlarında, sıcaklık değişimlerinden daha çok etkilenmektedir. 

Balın Higroskobik Özelliği

Bal nem çekme (higroskobik) özelliği olan bir üründür. Balın havadan nem alması, onun özel yapısına, şeker oranına ve içerisindeki su miktarına bağlı olarak değişmektedir. Balın nem değeri hava nemi ile eşdeğer orana ulaşana kadar değişmektedir. Higroskobik özelliğinden dolayı bal, fırında pişirilmiş ürünleri ve şekerlemeleri taze ve yumuşak tutmaktadır ve tütün ürünlerinin aşırı kurumasını önlemede kullanılmaktadır. 

Balın Yüzey Gerilim Kuvveti

Yüzey gerilim kuvveti, balın kaynağına göre miktarı değişen kolloidal maddelerden dolayı değişkenlik gösterse de, genelde düşüktür, bu özelliği nedeniyle bal kozmetik ürünlerinde nemlendirici olarak kullanılmaktadır. Yüzey gerilim kuvvetinin ve yoğunluğun birlikte artması sonucu bal köpüklenmektedir.

Balın Polarizasyonu

Balın polarize ışığı çevirme yönü ve miktarı, bal çeşidine ve içerdiği şeker miktarına göre değişmektedir. Çiçek balları polarize ışığı sola, salgı balları ise sağa çevirdiğinden bu özellikten faydalanarak balın botanik kaynağı, tağşişi anlaşılabilmektedir. Bu özellik, çiçek balının içeriğindeki negatif spesifik rotasyona sahip fruktozun baskın olarak bulunmasının normal bir sonucudur.

Balın Kristalizasyonu 

Balın kristalleşmesi sırasında, glikoz kristalleri glikoz monohidrata dönüşmektedir. Baldaki su, karbohidratları hidrojen bağlarıyla bağlarlar. Fruktoz, su molekülleri arasındaki hidrojen bağlarına zayıf enerji verir ve su molekülleri fruktoz moleküllerini hidratlamak için etraflarında, mikroorganizmal gelişmeye uygun koşullar sağlayacak şekilde, hareketli tutulmaktadırlar. Kristalleşme, su moleküllerinin glikozu serbest bırakması sonucu olmaktadır, fakat en önemli sebep, fruktozun bu kararsızlığı nedeniyle, baldaki glikoz ve fruktoz miktarının değişmesidir.

Balın Fermantasyonu

Balın fermantasyonu ozmofilik mayaların her yerde bulunması nedeniyle önemli bir problemdir. Bu özelleşmiş mayalar, yüksek su miktarında balın yapısını bozarlar. Balda fermantasyon, osmotolerant mayaların fruktoz ve glikoz üzerindeki aktiviteleri sonucu, etil alkol ve karbondioksit oluşumu nedeni ile meydana gelmektedir. Alkol, oksijen varlığında asetik asit ve suya yıkılır, böylece bal fermente olmaya başlar, tadı bozulabilir. Balda, fermantasyona sebep olan mayalar doğal olarak bulunmaktadır ve Saccharomyces spp. bunlardan en çok rastlanılanıdır. Balda, yüksek monosakkarit (fruktoz ve glikoz) varlığı ve düşük nem miktarı osmotolerant bakterilerin gelişmesini engellemektedir.

Balın Elektriksel İletkenliği

Elektriksel iletkenlik, daha çok nektarın kaynağına ve balın mineral, organik asit ve protein miktarına bağlı olarak değişen fiziksel bir özelliğidir. Elektriksel iletkenlik çiçek balını salgı balından ayıran en önemli parametrelerden biridir.

Balın Kimyasal İçeriği

Bal, yaklaşık olarak 181 madde içermektedir. White, (1979a)’a göre ise balın içeriğinde 200 tane madde bulunmaktadır. 
Balda ortalama %80 şekerler, %17 su ve organik asitler, mineral tuzlar, vitaminler, proteinler, fenolik bileşikler, yağlar ve serbest amino asitler gibi diğer minör bileşikleri içermektedir . Balın içeriğinde aynı zamanda, laktonlar, vitaminler (B1, B2, C ve nikotinik asit), polen, balmumu ve pigmentler bulunmaktadır. 

Balın içeriği, bitki orjinindeki farklılıklara, iklim koşullarına ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişmektedir. 

Balda bulunan inorganik bileşikler su, potasyum (K), kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), bakır (Cu), manganez (Mn), demir (Fe), klorür (Cl), sülfür (S), fosfor (P) ve silisyumdur (Si) (Crane, 1980). Balın mineral içeriği ve eser miktarda bulunan elementler, coğrafik orjininin belirlenmesinde kullanılabilir. 

Balın, amino asit miktarı % 1’dir ve toplam amino asit miktarının % 50-80 gibi büyük bir kısmını prolin oluşturmaktadır .
Balın içeriğinde, varlığı yüksek oranda balın bitkisel orijine bağlı olarak değişen, çok miktarda fenolik bileşik yer almaktadır. Balın toplam fenolik bileşik miktarı ile antioksidant aktivitesi arasında bir korelasyon mevcuttur. Salgı balında, toplam fenolik bileşik miktarı, en yüksek değere sahiptir. Balın toplam fenolik bileşik miktarının tayini, balın kalitesinin ve tedavi edici özelliğinin tayininde iyi bir parametredir. 

Balın içerisinde ayrıca, karakteristik tadının oluşmasından sorumlu uçucu maddeler mevcuttur.
Orijinine bağlı olarak bal, apigenin, pinocembrin, kaemferol, kuersitin, galangin, krisin, vitamin C, katalaz, pinobanksin, hesperetin ve pek çoğu antioksidan özellik gösteren ferulik asitler gibi çeşitli antioksidanlar içermektedir.

Balın Karbonhidrat İçeriği

Baldaki şekerler, çeşitli enzimlerin nektar sukrozu üzerindeki aktivitesi sonucu oluşmaktadır. Bal, yaklaşık %80 oranında karbonhidrat içermektedir. Karbonhidrat, bal arılarının doğal besinidir ve çoğunlukla enerji üretiminde kullanılmaktadır. Karbonhidratlar, bal arıları tarafından yağa dönüştürülebilir ve depolanabilir. Ergin arılar, glikoz, fruktoz, sukroz, trehaloz, maltoz ve melezitozu kullanabilirler. Fakat rhamnoz, ksiloz, arabinoz, galaktoz, mannoz, laktoz, rafinoz, dekstrin ya da inulini kullanamazlar. Bal arıları tarafından, ağızlarıyla toplanan nektar, özafagustan mideye doğru ilerler. Midede, nektarda bulunan sukroz invertaz enzimi ile glikoz ve fruktoza parçalanır. Bunun sonucunda, yaklaşık %70 oranında monosakkaritlerden (glikoz ve fruktoz) ve değişik konfigrasyonlarda glikozidik ilişki ile glikoz ve fruktozdan oluşan % 7 oranında disakkaritlerden oluşan kompleks bir karışım oluşur. 

Fruktoz ve glikoz balda bulunan ana monosakkaritlerdir. Bal aynı zamanda az oranda sukroz ve maltoz gibi diğer şekerleri de içermektedir. Hemen hemen pek çok balda fruktoz miktarı yüksektir, glikoz ikinci ana şekerdir ve bu iki şeker bal karbohidratlarının yaklaşık %75’ini oluşturur. Balın içeriğini oluşturan diğer karbohidratlar, maltoz ve sukroz ana disakkaritler, melozitose ana trisakkarit ve az oranda da oligosakkaritlerdir.

Balda bulunan 14 disakkarit tanımlanış bulunup, bunlardan maltoz, maltuloz, izomaltoz, turanoz, kojibioz yaygın olarak bulunanlarıdır. Baldaki sukroz miktarı, invertaz enziminin miktarına bağlıdır. Baldaki sakkaroz, invertaz enzimi ile reaksiyona girerek, azalabilmektedir. Arıcıların, bahar boyunca arıları fazla miktarda şekerle beslemeleri sonucu, balda bulunan sukroz miktarı artabilir. Ayrıca, bu şekerin miktarının yüksek olması balın erken hasat edildiği anlamına gelir.
Baldaki şeker, vizkosite, higroskopi, granülasyon ve enerji değeri gibi özelliklerden sorumludur.

Balın Nem İçeriği

Balın nem oranı, olgunlaşması sırasında, iklim koşulları, balın kaynağını oluşturan nektarın nemi ve ekstraksiyondan sonra depolama koşullarına bağlı olarak değişmektedir. Bu nedenle, balın nem oranı 17-19 arasında değişebilir. Su oranı, bütün balların raf ömür uzunluğu açısından önemli bir parametredir.

Balın nem oranı, çevresel koşullara ve balın işlenme zamanına bağlı olarak yıldan yıla farklılık göstermektedir. Yüksek nem oranı, bazı ballarda kristalleşmeyi hızlandırabilir ve fermantasyona sebep olacak mayaların gelişmesini sağlayacak şekilde su aktivitesinde bir artış oluşturabilir. Su içeriği yüksek olan ballar, fermantasyona yatkındır. 

Balın Asitliği

Balların pH değerleri, tatlarına katkıda bulunan organik asitlerin varlığına bağlı olarak, 3.5–5.5 arasında değişmektedir. Asitlik, balın tadına, mikroorganizmalara karşı stabilitesine, balda meydana gelen kimyasal reaksiyonların artışına, antibakteriyel ve antioksidant aktivitesine katkıda bulunmaktadır. 

Balların asitliği, balın içeriğini oluşturan bileşenlerin % 0,5’inden daha az bir kısmını oluşturan organik asitlerin, özellikle glikonik asit, fosfat ve klorür gibi inorganik iyonların, varlığına bağlıdır. 

Balda bulunan organik asitler, glikonik, formik, asetik, bütirik, laktik, oksalik, sitrik, süksinik, tartarik, maleik, malik, piroglutamik, pürüvik, α-ketoglutamik, glikolik, α ya da β gliserofosfat ve glikoz-6-fosfattır.

Glikonik asit haricindeki diğer asitlerin, baldaki varlığının kaynağı bilinmemektedir. Pek çok asit, biyolojik oksidasyonun krebs döngüsünde çok yüksek oranda ve nektar içerisinde bulunabilmektedirler. 

Balın asitliğine en büyük katkıyı sağlayan glikonik asit, balın içerisinde bulunan glikoz oksidaz enziminin glikoz üzerindeki etkisi ile oluşmaktadır ve glikanolakton ile denge içindedir. Ayrıca, diğer organik asitler, inorganik anyonlarla birlikte, balın asitliğine katkıda bulunmaktadır. 

Balın Mineral İçeriği

Balın mineral madde konsantrasyonu %0,1-%1 arasındadır. Potasyum balda bulunan ana metal olup onu takiben, klor, sülfür, silisyum kalsiyum, magnezyum, sodyum ve fosfor içermektedir. Balda, eser miktarda demir, bakır, çinko ve manganez bulunmaktadır.

Mineral madde miktarı bala hâkim olan bitkinin nektar kompozisyonuna bağlıdır. Balın kaynağını oluşturan nektarlı bitkinin yetiştiği toprak tipi ve su, bitkinin dolayısı ile nektar ve polenin mineral miktarını etkilemektedir.

Balın Protein İçeriği

Baldaki protein ve aminoasitler çoğunlukla bitki kaynaklıdır ve bunların büyük bir kısmı polenden gelmektedir. Echigo et al. (1973), bal aminoasitlerinin nektar, bal arısı ve polen gibi değişik kaynaklı olduğunu bildirmiştir. Bazı aminoasitlerin antioksidan özelliği olduğu tespit edilmiştir. Balda bulunan aminoasitler, prolin, glutamik asit, alanin, fenil alanin, tirozin, lösin, izolösindir.
Balın amino asit miktarı yaklaşık 20-300 mg/100 gr’dır. Bal %1(w/w) oranında aminoasit ihtiva eder ve toplam aminoasit miktarının %50-85’ini prolin oluşturmaktadır. Prolinden başka, balın orjinine bağlı olarak (nektar ya da salgı) birbirine yakın oranlarda 26 aminoasit bulunmaktadır. Polen, balın aminoasit kaynağıdır ve bu nedenle bir balın aminoasit profili balın botanik orjinini belirlemede kullanılabilir. 

Balın prolin miktarı, değişik unifloral ballarda karakteristik değerler göstermekte olup, enzimatik aktivite ile ilişkilidir. Değişik unifloral ballarda farklı miktarlarda bulunmasına rağmen, unifloral balların sadece prolin miktarı ile sınıflandırılması imkânsızdır.
Prolin, nektarın bala dönüşümü sırasında bal arısı tarafından eklenen ve balın olgunluğunu gösteren bir aminoasittir. Bal arıları tarafından üretilen, sakkaroz ve glukoz oksidaz gibi enzimler ile baldaki prolin miktarının, balın olgunluğunu gösterdiği düşünülmektedir.

Kaliteli ballardaki prolin miktarı, 350 mg/kg’dan daha yüksek ve toplam amino asit miktarının en az %66’sı (genellikle %80-90) olmalıdır. Baldaki protein miktarının küçük bir kısmını enzimler oluşturmaktadır.

Balın Enzim İçeriği

Balın içeriğini oluşturan en önemli ve en ilginç bileşenler enzimlerdir. Balın nektarı ya da balçiğinin bileşiminden sorumludurlar. İnsan diyetinde enzimlerin rolü bulunmamasına rağmen, enzim aktiviteleri balın biyolojik değerine katkıda bulunmaktadır. Enzim içeriği, balı diğer tatlandırıcı ürünlerden ayıran özelliktir. Enzimler balın tazeliğinin ve yaşının en iyi göstergesidir. 

Bal az oranda değişik enzimler içermektedir. Bunlardan en önemlileri, bal arılarının faranjiyal salgı bezi sekresyonlarından, tükrük sıvılarından ve nektar kaynağından kaynaklanan yüksek oranda diastaz (α- ve β-amilaz), invertaz (α- glikozidaz), glikoz oksidaz ve düşük oranda katalaz ve asit fosfatazdır. Balın enzim miktarı, işleme, ısıtma ve uzun süreli depolama ile artmaktadır. 
Diastaz ve invertaz bala balarıları tarafından eklenmektedir. Balarıları, topladıkları nektarı, tükürük ve hipofaranjial bezlerin salgılarıyla karıştırır; kovanda nektar, petek gözlerine doldurulmadan önce arıdan arıya aktarılırken, balın olgunlaşmasını kolaylaştıran daha fazla salgı eklenmektedir. Bu süreç sonucunda eklenen enzim miktarı, balarılarının yaşı, fizyolojik evresi ve beslenmesi, koloninin gücü, sıcaklık, nektar akışına bağlı olarak değişmektedir. Diastaz ve invertaz balda beslenmeyle ilgili en önemli enzimlerdir. Diastaz, karbonhidratları, kolay sindirebilmesi için hidrolize ederken, invertaz, sukroz ve maltozu hidrolize etmektedir. Diastaz, dekstrin ve maltozdaki nişasta tanelerini kırmakta, invertaz ise sukrozu, glikoz ve fruktoza parçalamaktadır. 
İnvertaz, nektarın bala dönüşmesini sağlayan ana reaksiyonu katalizlemektedir. White and Maher (1953), bal invertazının R-glikozidazın çeşidi olduğunu belirtmişlerdir. Bu durum White and Kushnir (1967), tarafından onaylanmıştır. İnvertaz, bal arılarının hipofaranjial bezlerinde üretilmektedir. Bu enzim, bal arılarının fermantasyona dayanıklı, yüksek enerji sağlayan çok konsantre şeker solüsyonu üretmesine yardımcı olmaktadır. İnvertaz aktivitesi, diastaz ve hidroksimetil furfural miktarı ile birlikte bal kalite kontrol parametresi olarak kullanılmaktadır. Apis mellifera tarafından üretilen ballarda, invertaz aktivitesi ölçümünün ticari önemi bulunmaktadır çünkü invertaz balın tazeliği ve sıcaklık ve depolama koşulları ile değişebilmektedir. İnvertaz, sıcaklık değişimlerine diastazdan daha hassastır. İnvertaz balda diastazdan daha yüksek miktarlarda bulunabilmektedir, çünkü balarıları invertazı hem nektara hem de balçiğine eklemek zorundadırlar.

Glikoz oksidaz, glikozu glikonik asit ve hidrojen peroksite katalizleyen diğer önemli bir enzimdir. Balın yara, hazımsızlık gibi gastrointestinal hastalıklarda, bakteriyel gastroenterit, ülser ve duodenal ülserlerde tedavi edici olarak kullanılmasını sağlayan antimikrobiyal özelliği ağırlıklı olarak, hidrojen peroksit içeriğine bağlıdır.

Giri (1938), balda asit fosfataz varlığını bulan ilk bilim adamıdır. Bu enzim organik fosfatları inorganik fosfatlara dönüştüren bir hidrolaz enzimidir. Asit fosfataz, nektarın kompozisyonunda bulunmasına rağmen, asıl olarak polende mevcuttur. Zalewski (1965) ve Ivanov (1981), depolamanın, balın asit fosfatazı üzerindeki etkilerini araştırmışlar; altı ay sonunda asit fosfataz miktarında önemli düşüşler tespit etmişlerdir. Asit fosfataz, balda düşük enzimatik aktiviteye sahiptir. Balda asit fosfataz aktivitesi tayini çok önemlidir, çünkü asit fosfataz miktarı balın fermantasyona yatkınlığı ile ilgili bir kriter olabilmektedir. Giri (1938), fermente olan balların, fermente olmayan ballardan daha yüksek oranda asit fosfataz aktivitesine sahip olduğunu bildirmiştir. Ayrıca, bazı araştırıcılar bu enzimin balın botanik kaynağına bağlı olabileceğini belirtmişlerdir. Bu enzim balın karakterizasyonunda kullanışlı bir parametredir. Alonso-Torre et al. (2006), balın pH’sı arttıkça, asitfosfataz aktivitesindeki düşüşün azaldığını bildirmiştir.

Balın Vitamin İçeriği

Bal, B6, vitamin C, tiamin, niasin, riboflavin, nikotinik asit ve pantotenik asit gibi vitaminler içermektedir. 100 gram balda bulunan vitaminlerin miktarı Tablo 3’de gösterilmiştir.

Tablo 3. 100 gram balda bulunan vitaminlerin miktarı (Stern, 1999).
Vitaminler    100 gr baldaki miktarı
Tiamin    <0.006 mg
Riboflavin    <0.06mg
Niasin    <0.36mg
Pirodoksin (B6)    <0.32mg
Askorbik asit (C)    2.2–2.4mg

Balın Antioksidant İçeriği

Meyve ağaçlarının yaprakları ve meyveleri gibi, antioksidant aktiviteye sahip fitokimyasalları sentezleyen ve serbest radikalleri yok eden bileşenlerin doğal kaynağı gibi kullanılabilen, çok miktarda tıbbi ve aromatik bitkilerle pek çok çalışma yapılmıştır. Bu bitkilerin büyük bir kısmı bal arıları tarafından ziyaret edilmektedir; sonuç olarak bitki kaynaklı biyoaktif maddeler bala taşınabilmektedir. 

Balın kimyasal analizi yapıldığında bitkisel kaynaklarına bağlı olarak besleyici özelliği olmayan ve birçok dejeneratif hastalık ve hasara neden olan biyolojik olarak oluşan oksitleyici yıkım ürünlerini etkisiz kılan antioksidantların büyük bir kısmını içerdiği görülür. Balın antioksidant kapasitesi içerdiği bitkisel kaynaklı polifenolik bileşikler olan krisin, pinobanksin, pinosembrin gibi flavanonlara, katalaz gibi enzimlere ve C vitamini miktarına bağlıdır. Flavanon içeriği fazla olan ballar genellikle koyu renktedir.

Balın HMF İçeriği

Hidroksimetil furfural (HMF; 5-hidroksi–2-furankarbaldehit) maddeler arasında mutajenik aktivitesi ile sınıflandırılmaktadır. Buna rağmen, insan sağlığı açısından olağan sitotoksik, genotoksik ve karsinojenik etkileri bütünleştirilememiştir. Buna rağmen, açıktır ki, bu yüksek reaktif bileşen reaksiyonlara girerek, balın kararsız bileşenlerinin bozulması ile balın besinsel değerinin azalmasına ya da yüksek konsantrasyonlarda balın renginin bozulmasına yol açmaktadır. 

Bu siklik aldehid heksozların asidik ortamda dehidrasyonu ya da miliard reaksiyonu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bal, yüksek sakkarit içeriği (özellikle heksozlar), düşük pH değeri, organik asit varlığı ve düşük su aktivitesi ile HMF için uygun ortam sağlamaktadır. Taze balda HMF miktarı nerdeyse sıfıra yakın değerde, çok düşük orandadır. Buna rağmen ısıtma ve depolama sürecinde miktarı artmaktadır. Bu nedenle, HMF miktarı balın kalitesinin tespitinde önemli bir kriterdir. Aynı zamanda balın tazeliğinin tespitini kolaylaştırmaktadır.

HMF ile ilgili en erken kayıt 1933 yılındadır. HMF, balın ısıtılması sonucunda oluştuğu gibi, depolanma sürecinde de koşullara bağlı olarak miktarı artmaktadır. 1950’li yıllarda yapılan çalışmalarla, balda HMF miktarı ölçümleri kullanılmaya başlanmıştır. 1955 yılında HMF’nin bal kalitesini saptamakta kullanılması için iki metot geliştirilmiştir. Almanya ve İsviçre’ye ithal edilen 1700 bal örneğinde, 1955-1960’lı yıllarda yapılan çalışmalardaki verilere dayanarak, Alimentarius Kodeksi’nin bal standartları, baldaki HMF miktarının maksimum değerini 4mg /100gr olarak belirtmiştir.

Organoleptik Analizler

Balın, mikroskobik, fizikokimyasal analizlerinin yanı sıra organoleptik analizlerinin de yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Duyusal analiz, bir ürünün beş duyu organın (renk, koku, tat, his, doku gibi) algıları yoluyla değerlendirilmesi ile gerçekleşmektedir. Bir çok alanda kullanılan duyusal analiz, farklı ürün çeşidi (yiyecek, kozmetik, tekstil vs gibi) organoleptik profilinin çıkarılmasına ve bu ürünlerin, tüketici tarafından nasıl algılandığının anlaşılmasına imkan vermektedir. 1960’lara kadar duyusal analiz teknikleri temelde uzman otoritelerin kişisel deneyimlerine bağlı olmaktadır.

Bal için duyusal analizler ilk olarak Fransa’da Gonnet ve ekibi tarafından geleneksel tekniklerle beraber kullanılmıştır.
İtalya’da Gonnet’in fikirleri heyecan yaratmıştır. Bundan sonra konu ile ilgili verilen eğitimlerin sayısı giderek artmaya başlamıştır. Bu çalışmalar ‘‘Onaylı İtalyan Bal Duyu Analizi Uzmanları’’ kurumunun kurulmasını sağlamıştır. Bu kurum geleneksel metotların oturtulmasını sağlamış ve uyumlu terminolojiyi değerlendirme formlarını, tatma metotlarını, değerlendirme uzmanlarının seçimi ve eğitimi için gerekli kıstasları ve tek floralı İtalyan ballarının duyusal değerlendirme esaslarını içermektedir. Aynı şekilde, Gonnet’in bu mirası, İspanya gibi diğer gelişmiş Avrupa ülkelerinde de dikkate alınmış ve geliştirilmiştir.

Balın İnsan Sağlığına Etkileri

Bal eski zamanlardan beri sağlıklı yaşamı destekleyen bir besin maddesi olarak düşünülmüştür. Bal, hemen hemen bütün mitolojik metinlerde bahsedilen tek üründür. Homer’in İlyada ve Odise destanı, Atinalıların Deipnosophist’i, ve Plato, Aristo, Demokritus ve diğerlerinin filozofik metinleri gibi çeşitli klasik Yunan metinlerinde balın insanlar için öneminden övgü ile bahsedilmiştir. 

Hipokrat, balın besinsel ve farmasötik değerinin tesadüfî olmadığını vurgulamıştır. Antik Yunanistan’da bal besin maddesi olarak değerlendirildiği kadar medikal amaçlar için de kullanılmıştır. Eski Yunanlıların medikal formüllerinin, bala dayandığına dair kayıtlar bulunmaktadır. İncil’de balın yara tedavi edici özelliklerinden bahsedilmektedir.

Bal eski zamanlardan beri, yanık tedavisinde, sindirim sistemi bozukluklarında, astım, enfeksiyonlu yaralarda ve deri ülserinde kullanılmaktadır. Bal, antioksidan ve antimikrobiyal özelliği nedeni ile yara, yanık ve mide ülseri tedavisinde etkilidir. Balın antibakteriyel özelliği, ozmoza neden olan düşük su aktivitesi, hidrojen peroksit etkisi, yüksek asiditesi sonucudur.
Baldaki antioksidan maddeler, kalın bağırsak iltihabının, kolona verdiği hasarı azaltmaktadır. Yapılan bazı çalışmalara göre, balın sistemdeki probiyotik bakterileri artırmada etkili olabileceği, bu sayede, immün sistemi güçlendirmeye, hazımsızlığı azaltmaya, kolesterolü düşürmeye ve kolon kanserini önlemeye yardımcı olduğu bildirilmiştir. 

Chepulis (2007), yaptığı araştırmada, balın hazımsızlığı azaltması nedeni ile altı haftalık bir süre içinde balla beslenen farelerin, diğer şekerlerle beslenen farelere göre kilo artmasında düşüşler olduğunu saptamıştır.

Bal antibakteriyel özelliği ile ağız, boğaz ve bronş enfeksiyonlarına karşı kullanılmaktadır. Böbrek fonksiyonlarını düzenleyici, uykusuzluğu giderici, ateş düşürücü etkileri bulunmakta, kalp, dolaşım sistemi hastalıkları, karaciğer rahatsızlıklarına karşı kullanılmaktadır.

Klinik araştırmalarda ise gözde, katarakt hastalığına, konjuktivit ve çeşitli kornea rahatsızlıklarına karşı, direk gözün içine uygulanarak kullanıldığı bildirilmektedir. Bal, şeker şurubu ve diğer doğal tatlandırıcılar bebekler için potansiyel bir tehlikedir. Mide asiditesinden dolayı insanlar için zararlı olmayan Clostridium botulinum endosporları, çevrede ve dolayısı ile balda yaygın olarak bulunabilmektedir. Bir bebeğin sindirim enzimleri asidik olmadığı için, bebeğin midesi Clostridium botulinum endosporlarının gelişmesi için uygun bir ortam oluşturur ve burada toksin üreterek botulizm’e neden olur. Bu nedenle, 12 aydan küçük bebeklere, ne bal ne de diğer tatlandırıcıların yedirilmemesi tavsiye edilmektedir.

Arılar Hakkında

  • Yer yüzünün dili en uzun arısı olan Kafkas arısı ile dili en kısa Mısır arısının dil uzunlukları ortalaması arasında 1.7 mm’lik bir fark bulunmaktadır.
  • Güçlü bir kolonide bir ana arının yılda bıraktığı yumurta sayısı 200.000 dolayındadır.
  • Ortalama olarak 1 kg balmumu salgılamak için tüketilen bal miktarı 8.5 kg dolayındadır.
  • Hava sıcaklığının 13 derecenin altında ve 43 derecenin üzerinde bal arıları besin toplayamaz.
  • Bal arılarının Bir çerçeve bal yapabilmesi için, en az 30.000.000 çiçeği ziyaret etmesi gerekir.
  • Arılar gözden çıkıştan yaklaşık 2 saat sonra polen tüketmeye başlar.
  • Dünya genelinde arı tozlaşması ile elde dilen ürünün o yıl üretilen balın değerinin 50 katından  daha fazladır.
  • Bir arının dünya etrafında dolaşabilmesi için 2 yemek kaşığı bala ihtiyacı vardır.
  • Bal arıları dakikada 11400 kez kanat çırpar buda vızıltı sesinin nedenidir.
  • Bir balarısı yaklaşık olarak saatte 24 km hızla uçabilir.

Bal, çiçeklerin nektarlarından veya ağaçların veya bitkilerin öz sularından  arılar tarafından yapılan tatlı bir besindir. Enzimler, vitaminler, mineraller ve su da dahil olmak üzere yaşamı sürdürmek için gerekli olan tüm maddeleri içeren tek gıda, daha gelişmiş bir beyin fonksiyonuyla ilişkili bir antioksidan olan pinocembrin içeren tek besindir. 

Bal aynı zamanda yağlanmayan tek besindir. Tutankamun'un mezarında bulunmuştur, ve hala yenilebilir durumdadır. Bal hasattan sonra birkaç ay içinde, kristalleşebilir bu doğal bir süreçtir ve onun özelliklerini değiştirmez.

Bal  arıları çiçeklerden nektar toplar ve kovana geri dönerken, arı midesinde  sentezlenen bir enzim olan invertaz ve diğer sindirim asitlerini eklerler. Kısmen sindirilene kadar nektarı yutar ve ürün belli bir kıvama gelene kadar sindirimi yapar ve kusarlar. Daha sonra arılar petek hücrelerine balı depolarlar.

Elde edilen bal hala su ve doğal mayalarla çok yüksek olduğundan, balın fermente olmaması için arılar Kanatlarını çırparak ve kovan içersinde petek aralarında güçlü bir hava akımı  oluştururlar, bu da nektardan suyun buharlaşmasını artırır. Buharlaşma şeker konsantrasyonunu artırır ve fermantasyonu önler. Petek hücreleri daha sonra kapatılır.

Arılar, kışın veya soğuk havalarda taze yiyecek bulunması zor olan bir yemek ve enerji kaynağı olarak balı üretirler. Arıcılar, arıların kışın hayatta kalmasına yetecek kadar kovan içersine bal  bırakarak, sonbaharda hasat yaparlar.
Kısacası, işler böyle yapılır: 20.000 arı 4.000.000 çiçekten 3 kg polen ve 1 kg bal toplar.

Kovan

Senkronize ve sinerji oluşturan en sosyetik arılar, kovanın silahşörleridir, hepsi bir arada ve hepsi için! Koloninin büyük kısmı dişi arılardan  olduğu için feminist bir toplumdur. Kovan için üç çeşit arı olur:

1. Bir kraliçe (Normal bir arıdan daha büyüktür.) 

2. 300 ila 3.000 erkek arı (Ayrıca drones olarak da bilinir.) işe yaramazlar, aslında hiçbir iş yapmazlar, yalnızca yeni kraliçeleri döllemek için var olurlar. 

3. 20.000 ila 80.000 dişi işçi arısı.

Kraliçe arı 10-15 erkekle bir araya gelir ve bundan sonra günde ortalama 2.000 yumurta bırakırlar. Döllenmiş yumurtadan çıkan arılar işçi arılarına dönüşecek,döllenmemiş yumurtadan çıkan arılar ise erkek arı olarak yaz boyunca bakire kraliçe ile çiftleşme ve sonra da (onurlu bir şekilde) ölmek üzere ürerler. Diğer erkek arılar kışın kovandan çıkarılır ve ölüme terk edilir. Oldukça Amazonlar o hanımlar! 

Balın Bileşimi

Bal esas olarak fruktoz ve glikozdan oluşan şekerlerin ve suyun, ayrıca mineraller, vitaminler , serbest aminoasitler, enzimler ve polifenollerden oluşan bir aşırı doymamış çözeltidir . Fruktoz ve glikoz monosakkarit, yani basit şekerlerdir. Sükroz, fruktoz ve glikozun birleşiminden oluşur, bir disakarittir ve bal bileşiminin % 1'den biraz fazlasını içerir. 

Glisemik indeks 31 ila 78 arasındadır, çeşitliliğe bağlı olarak yoğunluk litre başına yaklaşık 1.36 kilogram civarındadır.

Organik asitler , balın asitlerinin çoğunu oluşturur ve karışımın% 0.17-1.17'sini oluştururlar. Glukonik asit en yaygın olanıdır. Diğer organik asitler hafif konsantrasyonda: formik, asetik, bütirik, sitrik, laktik, malik, piroglütamik, propionik, valerik, kapronik, palmitik ve sukkinik ve diğerleri.

Amino asitler 18'e kadar (20'nin) kadardır ve neredeyse sadece arılardaki bedenlerden türetilirler. Bununla birlikte, amino asit içeriği, balda hemen hemen önemsizdir, sadece bileşimin% 0.05-0.1'idir. Ana amino asit prolindir.

Endosporlar:  Bal "doğal" haliyle antimikrobiyaldir. Yaklaşık % 17 su ve şekerler kimyasal olarak nemi bağlar, yabani maya ve bakterilerin kullanmasını önler. Kullanıma hazır nem olmadan, maya sporları uykuda kalır ve yetişkin bir sindirim sistemi herhangi bir problem oluşturmaz. Bununla birlikte, bebekler olgunlaşmamış bir bağırsak yapısına sahiptir ve Clostridium botulinum bakterisinin endosporlarına karşı korunaksızdırlar ve bu da hastalık ve ölümle sonuçlanabilir. Bebeğe bal verilmemesi gerekçesi budur. Balın bileşimi, arıların ziyaret ettiği çiçeğe çok bağlı. Farklı parametrelerle sınıflandırılmış 
pek çok bal türü vardır .

Alternatif Bir İlaç Olarak Balın Mucizesi

Bal, çiçek nektarından arı bal tarafından üretilen tatlı ve viskoz bir sıvıdır. "Bal tanımı, başka herhangi bir maddenin eklenmesine izin vermeyen saf bir ürün önermektedir. Buna su ve diğer tatlandırıcılar dahildir, ancak bunlarla sınırlı değildir ", Birleşik Devletler Bal Tahtası 2003'e ve diğer ulusların gıda düzenlemelerine göre. Bal tablo şekline göre belirgin derecede daha tatlıdır ve pişirme için cazip kimyasal özellikleri vardır. Bal bazı insanları şeker ve diğer tatlandırıcılara tercih etmeye iten belirgin bir tada sahiptir.

Sıvı bal yağmıyorsa. Yüksek şeker konsantrasyonundan dolayı, çoğu bakteri crenasyonla öldürür. Nem içeriği çok düşük olduğu için doğal havadaki mayalar aktif hale gelemezler. Doğal, çiğ balı% 14 ila% 18 nem içeriğine sahiptir. Nem içeriği% 18'in altında kaldığı sürece bal önemli miktarda başarılı bir şekilde çoğalamaz, ancak bebeklerin (özellikle Clostridium botulinum) balı tehlikeye sokacak kadar bakteri hayatta kalabilir.

Çiğ balıdaki polenlerin ve sporların incelenmesi (melissopalynology) bal çiçek kaynaklarını belirleyebilir. Arılar elektrostatik bir yük taşır ve diğer parçacıkları çekebileceği için melissopalnolojinin aynı teknikleri, radyoaktif partiküllerin, tozların veya partikül kirliliğinin bulunduğu çevreyle ilgili araştırmalarda kullanılabilir.

Arılar, bal üretmek için nektarı toplayan temel bir etki, çiçekli bitkiler için çok önemli olan tozlaşmadır.

İslam ve Bal

1400 yılı aşkın süre önce Allah ve Resulü, balın çeşitli tıbbi problemleri iyileştirebileceğini söyledi.
Allah ne derse desin: "Ve Rab, arılara ilham verdi : " Dağlarda, ağaçlarda ve diktikleri yerde alıp götür. Sonra bütün meyveleri yiyin ve Rabbinin yollarını (sizin için) kolaylaştırın '. Karınlarından, erkekler için iyileşen çeşitli renklerde bir içki ortaya çıkar. Bu gerçekten de düşünen insanlar için bir işarettir " [Kur'an-ı Kerim 16: 68-69]

Peygamberimiz balın içinde mide rahatsızlıkları da dahil olmak üzere çeşitli tıbbi problemler bulunan şifa hakkında da bilgi vermiştir. Al-Bukhaari, bir adamın Peygamber'e geldiğini, çünkü kardeşinin karın ağrısı olduğunu bildirdi. Peygamber, "Bal içelim" dedi . Adam, kardeşinin davasında bir gelişme olmamasından şikayet eden ikinci kez geri döndü ve yine Peygamber "Bal içelim" dedi. Adam tekrar döndü ve şöyle dedi: "Ben Bunu yaptım ama boşuna olmadı "dedi. Bunun üzerine Peygamber cevap verdi: " Allah, doğruyu söyledi, ancak kardeşinin karnında bir yalan söyledi. Bal içmesine izin ver. " İçti ve iyileşti.
Ayrıca Peygamberin "İki tazminatın faydalanılması: bal ve Kur'an" dediği bildirilmektedir (At-Tirmithi).

Modern tıp sadece balın pek çok hastalığa karşı bir çare olduğu gerçeğini keşfetti. Geleneksel bal kullanımı, boğaz ağrısı için limon ile karıştırılmış bal içeriyordu. Bal boğazını katlar ve boğaz tahrişini azaltır. Araştırmalar, balın oral bakterilerin büyümesini engellediğini zaten göstermiştir.

Bal mide ağrısı ve sorunları için de kullanılmıştır. Modern araştırmalar balın mide veya mide ülseri tedavisinde kullanıldığında etkili olduğunu gösteriyor. Araştırma, balın antimikrobiyal (antibakteriyel, antiviral ve antifungal) özelliklerinden dolayı çeşitli yaralar ve enfeksiyonların tedavisinde etkili olduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılar balın iyileşmesinden neden emin değiller ama her gün bal hakkında yeni şeyler öğreniyorlar. Bal, başlangıçta belirtildiği gibi, çeşitli şekerler ve mineraller içerir. Bal da bir antioksidan olarak düşünülür. Bu, kanın daha iyi dolaşımına ve beyin gibi vücudun alanlarına daha fazla oksijen vermesine olanak tanır.

Bal, yaralara, hatta postoperatif yaralara uygulandığında iyileşmeyi hızlandırmak için harici olarak kullanılabilir. Bal da yanıkların tedavisinde etkili olmuştur. Kalorinin düşük olduğu, diyabetikler, kalp rahatsızlığı olan kişiler veya kilolu kişiler için bir tatlandırıcı olarak bile yararlı olduğu gösterildi.

Çeşitli tıbbi bozukluklar için balta şifa olmasına rağmen bazı önlemler alınmalıdır:

  • Bebeğin botulizmi olasılığı nedeniyle bir yaşın altındaki çocuklara bal verilmemelidir. Bu tür gıda zehirlenmesi ölümcül olabilir, ancak sadece bir yaşın altındaki bebekleri etkilemektedir.
  • Belli bitkilere karşı bilinen herhangi bir alerjiniz varsa, kullandığınız balın o bitki tarafından üretilmediğinden emin olmalısınız.
  • Arı sokmalarına karşı alerjisi olan insanlar, propolis veya arı sütü gibi diğer arı ürünleriyle çalışırken dikkatli olmalıdır. 

Bununla birlikte, eğer bu önlemler takip edilirse, bal umurunda olabilir, Allah rahmet sizin için iyileştirme temin eder.

Sonuç

Müslümanlar, Allah'ın ve Peygamberinin daha iyi bildiğini ve Yaratıcımızın gerçeği ortaya çıkardığını kabul eder ve kabul eder. Dolayısıyla, Allaah ve Peygamberimiz tarafından ortaya çıkarılan gerçeği doğrulamak veya reddetmek değil bal'ı kullanmanın yeni yollarını öğrenmek için mevcut olan araştırmayı inceliyoruz.

  • Bal, vitamin, mineral, aminoasit ve enzimler gibi pek çok yaşamsal madde içermektedir.

  • Bal, temel karbonhidratların kaynağıdır. İçeriğinde yaklaşık %17 su, %82 karbonhidrat ve % 1 oranında da proteinler, aminoasitler, vitaminler ve mineraller bulunur.

  • Bir yemek kaşığı bal, 64 cal enerji sağlayarak kaslar için yakıt görevi yapmaktadır. 

  • Bitkilerin nektarlarından elde edildiği için, onların şifa veren pek çok özelliğini taşımaktadır

  • Balın antimikrobiyal ve antifungal etkisi sayesinde yaraları dezenfekte ettiği, bakteri ve mantar gelişimini önlediği, çeşitli çalışmalar ile gösterilmiştir. 

  • Balın bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği, yara ve iltihapların iyileşmesinde olumlu etkiye sahip olduğu bilinmektedir.

  • Balın antioksidan aktivitesi gösteren maddeler içerdiği de bilinmektedir. Bal, yapısındaki tokoferol, askorbikasit, flavonoidler ve diğer fenolik maddeler nedeniyle antioksidatif etkiye sahiptir. 

  • Yapılan araştırmalarda balın, mide-bağırsak sistemi üzerinde düzenleyici etki gösterdiği belirtilmiştir. 

  • Cilt üzerindeki olumlu etkilerinden dolayı pek çok kozmetik ürünün içeriğinde de bulunmaktadır.

  • Arıların 20 milyon yıldır bal ürettiklerini,
  • 1 kg bal için yaklaşık 30 bin arının, 20 milyon çiçekten nektar toplaması gerektiğini,
  • Arıların, çiçeklerden 1 kg bal toplamak için dünyanın çevresini 6 kez dolaşacak kadar uçtuklarını, 
  • Arıların bal üretmenin dışında, doğal yaşamın devamı için çok önemli işlevleri olduğunu, bitkilerin arılar sayesinde döllenerek üreyebildiklerini, 
  • Mısır'da firavun Tutankamon'un mezarında tahtadan yapılmış bir kutuda bulunan 13 kilo balın 800 yıldır bozulmamış olduğunu, 
  • Milattan 400 yıl önce yaşamış olan ünlü hekim Hipokrat'ın balı, tedavi amacıyla kullandığını, Eski Hint, Mısır, Roma, Sümer, Babil ve Hitit uygarlıklarında da balın tedavi amaçlı kullanıldığını, 
  • Balın antibakteriyel özelliğinin Asurlularca keşfedildiğini, 
  • Arıcılığın bir tarımsal faaliyet olarak ilk çağlardan beri yapılageldiğini, 
  • Bugün başta Çin olmak üzere, pek çok ülkede hastalıkları sadece arı ürünleriyle tedaviyi amaçlayan Apiterapi merkezlerinin kurulduğunu ve giderek yaygınlaştığını, 
  • Ülkemizde bilinen ilk Türkçe arıcılık kitabının 1912 yılında, Halkalı Ziraat Mektebi öğretmeni Mehmet Ali Bey tarafından yazılarak yayımlandığını ve adının "Ameli ve Nazari Arıcılık" olduğunu, 
  • Balın 45°C'nin üzerinde ısıtılmaması gerektiğini; ısıtılırsa, besleyici bazı özelliklerini kaybedeceğini, 
  • Balın, çocukların bedensel gelişimi için mutlaka gerektiğini, ancak bir yaşından küçük çocuklara bal yedirmenin sakıncalı olabileceğini biliyor muydunuz?

Çam balı ile çiçek balı arasındaki fark nedir? 

Ballar çiçek balı ve salgı balı olarak ikiye ayrılmaktadır. Çiçek balı arıların bitki çiçeklerindeki nektarlardan yaptıkları baldır. (Ihlamur balı, yonca balı, narenciye balı, yayla balı, vb.) Salgı balı ise; bazı böceklerin genellikle bitkilerin canlı kısımlarından yararlanarak salgıladığı salgılardan arıların yaptıkları baldır; bitki kaynağına göre, çam balı, meşe balı, köknar balı, yaprak balı gibi isimlendirilirler. Dolayısıyla marketlerde gördüğünüz "Salgı Balı" yazılı ürünümüz çam balı olup, arıların, çam ağacının özlerinden faydalanarak salgı yapan bir böceğin salgısından elde ettikleri baldır. Çam balı; renk, tat ve aroma olarak çiçek balından farklı özellikler gösterir. 

Balda kristalleşme nedir? Neden olur? 

Balın kristalleşmesi doğal bir olaydır ve balın glikoz oranı bakımından doymuş hale gelmesi sonucu, glikoz moleküllerinin kristalleşmesi olarak tanımlanır. Bu durum bazen, bala şeker şurubu katılmış olduğu şeklinde yorumlanır. Durum gerçeğin tam aksidir. Zira şeker şurubu ilave edilmiş ballar çok uzun süre kristalleşmezken, saf ve doğal ballar, özellikle kış aylarında ve soğukta (14ºC civarı) muhafaza edildiği takdirde birkaç ay gibi kısa bir sürede kristalleşebilmektedir. Bu, balın tüketilmesine engel değildir. Bal, kristalleşmiş haliyle de tüketilebileceği gibi, benmari usulü (45°C'yi geçmeyen sıcaklıkta su dolu bir kabın içinde, suyla doğrudan temas ettirmeden) ısıtma işlemiyle kristaller çözdürülerek de tüketilebilir. 

Balın kıvamına ve akışkanlığına hangi faktörler etki etmektedir? 

Bal tamamen doğal bir üründür. Özellikleri, mevsime, balın elde edildiği yöreye, çiçeklere, hatta arıların cinsine göre değişir. Bu anlamda; kıvamı, akışkanlığı, aroması ve lezzeti bakımından, standart bir baldan söz edilemez. Bala herhangi bir şey ilave etmek ya da yapısından herhangi bir şeyi uzaklaştırmak yasaktır. Dolayısıyla balın kıvamı ve akışkanlığı, o partiye denk gelen balların cinsi; yani balın elde edildiği çiçekler ve balın elde edildiği yöre ile bağlantılıdır.

Bal çeşitleri nelerdir?

Ballar kaynaklarına göre çiçek balı ve salgı balı olarak, elde ediliş şekillerine göre de petekli bal, süzme bal ve pres balı olarak sınıflandırılabilirler. 

Balın hammaddesi nektardır. Çiçek balının nektarı çiçeklerden gelmektedir. Salgı da yine bitki kaynaklı bir sıvıdır. Salgı balının nektarı, arıların bazı bitki emici böceklerin salgıladığı sıvıyı toplamalarıyla elde edilir. 
Çam balı, ülkemizin dünyaca ünlü salgı balı çeşididir.

Balın faydaları nelerdir?

• Bal, vitamin, mineral, aminoasit ve enzimler gibi pek çok yaşamsal madde içermektedir.
• Bal, temel karbonhidratların kaynağıdır. İçeriğinde yaklaşık %17 su, %82 karbonhidrat ve % 1 oranında da proteinler, aminoasitler, vitaminler ve mineraller bulunur.
• Bir yemek kaşığı bal, 64 cal enerji sağlayarak kaslar için yakıt görevi yapmaktadır. 
• Bitkilerin nektarlarından elde edildiği için, onların şifa veren pek çok özelliğini taşımaktadır
• Balın antimikrobiyal ve antifungal etkisi sayesinde yaraları dezenfekte ettiği, bakteri ve mantar gelişimini önlediği, çeşitli çalışmalar ile gösterilmiştir. 
• Balın bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği, yara ve iltihapların iyileşmesinde olumlu etkiye sahip olduğu bilinmektedir.
• Balın antioksidan aktivitesi gösteren maddeler içerdiği de bilinmektedir. Bal, yapısındaki tokoferol, askorbikasit, flavonoidler ve diğer fenolik maddeler nedeniyle antioksidatif etkiye sahiptir. 
• Yapılan araştırmalarda balın, mide-bağırsak sistemi üzerinde düzenleyici etki gösterdiği belirtilmiştir. 
• Cilt üzerindeki olumlu etkilerinden dolayı pek çok kozmetik ürünün içeriğinde de bulunmaktadır.

Bal neden besleyicidir? Neden enerji verir? 

Bal, vitaminler, enzimler, mineraller, aminoasitler ve vücut için gerekli yaşamsal değerde diğer pek çok elementi içerir. Bu balı, şekerli ürünlerden ayıran en belirgin özelliktir. Arılar, 1 gram bal için 4.000'den fazla çiçeğin nektarını toplarlar. Bal, binlerce çiçeğin, bitkinin besleyici değerlerini ve şifasını taşır. Kişinin beslenme ve enerji ihtiyacına büyük ölçüde katkı sağlar. 100 gram balda, yaklaşık 304 kalori(kcal) vardır. Öte yandan bal, antioksidan ve antibakteriyel özelliğiyle, vücudun direncini güçlendirir. Sağlığı korumaya yardımcı olur. 

Bal Şekerden Daha mı Tatlıdır?

Biraz tatlı. Baldaki en önemli üç şekerden fruktoz, sakarozdan biraz daha tatlıdır, glikoz daha az tatlıdır ve maltoz daha da tatlıdır. Çoğu balda, fruktoz, şekerden biraz daha tatlı bir bal tadımı alır ve eğilim gösterir. Früktozdan çok zengin olan bazı ballar çok tatlı olma eğilimindedirler ancak fruktozdan daha fazla glikoz içeren birkaç bal türü vardır.

Balda 14 şeker vardır. Onlardan birine Melazitoz denir. Bal arıları veya bitkilerinden gelmez. Yaprak bitleri, tatlı sulara yetişmek ve sıvıyı yutmak için bitkileri delmek için dillerini kullanır. Karıncalar dışkı taşırlar. Bal arıları da Honeydew olarak bilinen şeyi yapmak için dışkı kullanır. Amerikalılar bu tür ballara aşina değilken, Almanlar bal arı balını diğerlerinden daha çok seviyorlar.

Bal ortalama olarak şekerden 1 ila 1.5 kat daha tatlıdır (kuru ağırlık bazında). Sıvı bal yaklaşık olarak şeker kadar tatlıdır, ancak sadece 82.4 g karbonhidrat / 100 g (sükroz için 100 g'a karşı) içerir ve sadece 304 Kcal / 100 g (sakkaroz için 400 Kcal) sağlar. Ve evet, şeker hastaları bal yiyor , hatta öneriliyor.
Bir çorba kaşığı bal 21 gram ağırlığında ve yaklaşık 17 gram karbonhidrat ve 64 kaloriye (kcal) sahiptir.

Gerçek bal sahtesinden nasıl ayrılır?

İster petek, ister süzme olsun, gerçek balı sahtesinden ayırmak, uzmanlar için bile son derece zordur. Kıvamına ya da rengine bakarak, koklayarak, hatta tadarak balın gerçeğini sahtesinden ayırt etmek neredeyse olanaksızdır. En doğru, sağlıklı ve emin yol, laboratuvar analizidir. İleri teknoloji ile donatılmış laboratuvarlarda, deneyimli uzmanlarca yapılacak analizler, gerçek balın sahtesinden kuşkuya yer vermeyecek biçimde ayırt edilmesini sağlar. Doğru olan, bu tür analizleri yapabilecek laboratuvar olanaklarına sahip bir markanın balını tercih etmek ve tüketmektir.

Süzme bal hem sağlıklı hem avantajlı mıdır?

Balın petek halinde olması, onun gerçek bal olduğunu kanıtlamaz. Kovan yakınına konan şeker şurubu arılar tarafından bala dönüştürülmesi ile de petek bal elde edilebilir. Bu tür petek ballar çiçeklerin, bitkilerin, doğanın tadını, şifasını içermezler. Laboratuvar analizinin ileri teknoloji, deneyim ve uzmanlık gerektiren pahalı bir işlem olduğu göz önüne alındığında, her bir petek balın, tek tek analizi de pratikte olanaksızdır. Analiz edilmemiş balların ise, sağlık açısından güvenilir olup olmadığını, soframıza nereden, nasıl ve hangi koşullarda ulaştığını bilemeyiz. Üstelik, petek balı ne kadar süzersek süzelim, bir bölümü petekte kalır ve ziyan olur. Daha sağlıklı bal tüketmenin yolu, güvenilir bir markanın süzme balını tercih etmektir. 

Niçin bal tüketmeliyiz? 

Günlük besin ve enerji ihtiyacımız, özellikle günümüzün zorlu koşullarında giderek artıyor. Öte yandan sağlıklı ve doğru beslenme, sağlıklı bir yaşamın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Bal, hem besin değeri, hem insan sağlığına katkıları bakımından, doğal gıdaların önde gelenidir. Benzersizdir. Sağlıklı ve doğru beslenmenin, günlük enerji ve vitamin ihtiyacımızı doğal biçimde karşılamanın en iyi yollarından biri, her gün yeterli miktarda bal tüketmektir. 

Balda zararlı madde olur mu? Nasıl anlaşılır? 

Bal, doğal bir gıda maddesidir. Doğal biçimde üretilir ve doğada iyi olan ne varsa, içeriğinde bulundurur. Balın doğasında zararlı madde yoktur. Ancak bütün tarımsal ürünler gibi, bal üretiminde de üreticiler, zararlılarla ve hastalıklarla mücadele için ilaçlara başvurmaktadırlar. Bilinçsiz ilaç kullanımı, bazen balda dünya standartlarının üzerinde kimyasal bulunmasına neden olmaktadır. Balda bulunabilecek bu tür zararlı ya da yabancı maddelerin tespiti, ileri teknoloji ile donatılmış laboratuvarlarda, uzmanlarca yapılacak ayrıntılı analizlerle mümkündür. Ülkemizde TÜBİTAK, Ege Üniversitesi ve Balparmak laboratuvarlarında bu tür ayrıntılı analizler yapılabilmektedir. Gerçek bal bozulmaz, kristalleşebilir. 

Yaygın kanının aksine, gerçek bal bazen kristalleşir. Bu, bozulduğu anlamına gelmez. Kristalleştiği haliyle de tüketilebilir; besin değerini kaybetmez. Balı kristalleşme öncesindeki kıvamına getirmek mümkündür: Benmari usulü (45°C'yi geçmeyen sıcaklıkta su dolu bir kabın içinde, suyla doğrudan temas ettirmeden) ısıtmak, kristalleşmenin çözülmesi için yeterlidir. Sahte bal ise kristalleşmez; çünkü içinde doğal özler bulunmaz. 

Bal 1 yaşından küçük çocuklara neden tavsiye edilmemektedir? 

Nedeni, balda Clostridium Botulinum bakterisinin bulunma ihtimalinin olması ve bu bakterinin bebeklerde bebek botulizmi denilen bir hastalığa neden olmasıdır. Bu bakterinin sporları çevremizdeki havada, toprakta, tozda ve ham tarımsal ürünlerde bulunmaktadır. Bu sporlar erişkinler ve çocuklardaki gelişmiş bağışıklık ve sindirim sisteminden dolayı problem teşkil etmezken, 1 yaşından küçük bebeklerde bağırsak mikroflorasının yeterince gelişmemiş olmasından dolayı botulizme neden olabilmektedir. 

Çocuklar ne zaman bal tüketmeli?

Vitamin, besin ve enerji değerleriyle bal, yetişkinler için olduğu kadar, çocuklar için de önemli bir gıdadır. İçeriğindeki vitamin, mineral, enzim ve aminoasitler, çocukların bedensel gelişimine önemli ölçüde katkı sağlar, enerji ihtiyaçlarını karşılar ve vücut dirençlerini artırır. Ancak uzmanlar, bir yaşından küçük çocuklara bal yedirilmemesini önermektedirler.

Balda kalite kontrol nasıl yapılır?

Günümüzde balla ilgili problemlerin başında, tüketiciyi aldatmaya yönelik uygulamalar (arının şeker şurubu ile beslenmesi, bala çeşitli şeker şuruplarının doğrudan ilave edilmesi) ve bazı bal ambalajlayan firmaların teknik donanım ve bilgi eksikliği nedeniyle balın doğal yapısını ve özelliklerini bozabilecek işlem uygulamaları gelmektedir. 
Balın kalitesini (hileli olup olmadığını, ilaç kalıntısı içerip içermediğini) sadece balın tadından, kokusundan ya da görüntüsünden anlamak mümkün değildir. 

Balın kalitesini anlamanın tek yöntemi 'balın yapısının' analiz edilmesidir. En iyi sonuç; 'hile ve tüm kalıntı analizlerinin yapılıp, verilerin konusunda uzman ve deneyimli kişiler tarafından yorumlanmasıyla' elde edilir. 

Bal alırken nelere dikkat edilmeli?

Markalı bal alın: Balın kalitesini tadarak ya da başka herhangi bir duyusal özelliğinden anlamak mümkün değildir. Açıkta satılan ballarda risk tüketicinin, markalı ballarda ise ambalajlayan firmanındır. 
Süzme bal alın: Her ne kadar petekli ballarda hile yapılmayacağı yolunda bir inanış varsa da bu her zaman geçerli değildir. Bu ballar da arıya şeker yedirilmek suretiyle üretilebilmektedir. Ayrıca arıcılıkta kullanılan ilaç uygulamalarının pek çoğu doğrudan petekler üzerine olmaktadır. Her peteğin tek tek analiz edilmesi de hem pratik olarak hem ekonomik açıdan mümkün değildir.